Talat: “Garantiler uluslararası anlaşma konusudur”

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, bugün “Kıbrıs müzakereleri ve Kıbrıs sorunu hangi aşamada” konulu basın toplantısı düzenledi, soruları yanıtladı.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta “Garantilerin; uluslararası anlaşma konusu” olduğuna işaret ederek, “Garantiler konusu sadece Kıbrıs’taki iki tarafın kendi aralarında karar verip uygulamaları mümkün değildir. Garantörlerin de katılacağı bir ortamda görüşülmesi gerekir” dedi.
Talat, Kıbrıs’ta kurulacak yeni federal yapının, “1960’tan farklı olarak iki kurucu devletli bir yapı” olacağını belirterek, “Garantiler de bu değişimi dikkate alarak düzenlenebilir. Önemli olan iki tarafın da kendini güvende hissetmesi olacaktır” ifadelerini kullandı.
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinin bu yılsonuna kadar bitirilmesi için elden gelen her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini de belirterek, “2016 yılında kapsamlı çözüm sadece Güney seçimleri nedeniyle bir gereklilik değil, aynı zamanda ateşler içinde yanan bölgemizin de bir ihtiyacıdır. Kıbrıs sorununun çözümü, bölgeye yeni bir bakış açısı yanı sıra bir de dinamizm getirecektir. Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs-AB ekseni, yeni bir güvenlik unsuruna kavuşacak, ayrıca Avrupa’nın enerji ihtiyacına güvenilir bir koridor sağlayacaktır” dedi.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs Sorunu Hangi Aşamada” konulu basın toplantısı düzenledi.

“DOĞAL ZAMANIN SONUNA DOĞRU İLERLİYORUZ”
Talat, Kıbrıs sorununun doğal takviminde önemli bir aşamaya doğru hızla ilerlediğine işaret ederek, “Rum tarafının bile açıkça olmasa da zımnen kabul ettiği doğal zamanlamanın sonuna doğru ilerlediğini” kaydetti.
Bu takvim dışındaki doğal değişkenlerin de Kıbrıs konusunu yakından ilgilendirdiğini, 2018 yılının Şubat ayında Rum tarafında Cumhurbaşkanlığı seçimi bulunduğunu ve bu seçimin ilk rüzgarlarının daha şimdiden hissedilmeye başlandığını işaret eden Talat, şöyle devam etti:
“Bu yılın sonundan itibaren ise seçim rüzgarlarının fırtınaya dönüşmesi beklenmektedir. O halde bu doğal takvime Kıbrıs sorununun ayak uydurmaktan başka çaresi yoktur.
Bu aşamada müzakerelerin bu yılsonuna kadar bitirilmesi için elden gelen her türlü çaba gösterilmelidir, ancak belki referandum sürecinin 2017’ye sarkmasına izin verilebilir.
İsrail doğal gazının Avrupa’ya en sorunsuz nakli de Kıbrıs sorununun çözümünü gerektirmektedir. Üstelik görünen odur ki Kıbrıs Rum tarafının hidrokarbon aramaları da 2017’de hız kazanacaktır. Son günlerde gelen bilgiler ve Türkiye’nin ortaya koyduğu tepki de 2016 yılında kapsamlı çözümün gerekliliğine işaret etmektedir.”
Talat, Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm başarılamaz ve hidrokarbon faaliyetleri yeniden başlarsa yaşanacak gelişmelerin Kıbrıs sorununu yeni bir çıkmaza sürükleme ihtimalini düşünmek dahi istemediklerini belirtti.

ÇÖZÜM İHTİYACI TARTIŞILMAZ DERECE YÜKSEK
Talat, uluslararası diğer faktörleri değerlendirdiklerinde Kıbrıs sorununda 2016 yılında kapsamlı çözüme ihtiyacın tartışılmaz derecede yüksek olduğunun görüleceğini ifade ederek, “Türkiye’nin AB sürecinin canlanmaya ihtiyacı olduğunu ve Kıbrıs sorununun bunların içerisinde en önemlilerinden olduğunu” işaret etti.
Avrupa Birliği’nin de bir başarı hikayesine ihtiyacı olduğunu ifade eden Talat, “Yılsonunda BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un görev süresi biterken ABD Başkanlık seçimleri de gelip çatmıştır. Birçok yeni oyuncunun Kıbrıs’la ilgili yeniden bilgilenmesi için zaman kaybına tahammül kalmamıştır. Kısacası 2016’nın çözüm yılı olması için yeterinden fazla neden vardır” dedi.

AB HUKUKUNUN DIŞINDA BULUNMAK HAYATI ÇEKİLMEZ KILIYOR
KKTC ekonomisinin ihtiyaçlarını ve izolasyonları değerlendirdiklerinde kapsamlı çözümün 2016 yılı sonuna kadar başarılmasının; Kıbrıs Türk tarafının en büyük önceliği olmak zorunda olduğunu belirten Talat, şöyle devam etti:
“Çözüm en fazla bizim ihtiyacımızdır. Ekonomik sıkıntılarımızdan, izolasyonlardan öte uluslararası hukukun, AB hukukunun dışında bulunmak halkımız için hayatı çekilmez kılıyor. Ülke içi çağdaş bir düzen kurabilmenin; yurttaşımıza, dünyanın, ama özellikle de Avrupa normlarının rehberliğinde bir hayat sunmamızın yolu çözümden geçer.”
Kıbrıs müzakere sürecinde gelinen aşamayı da özetleyen Talat, şöyle devam etti:
“Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında ana omurgayı oluşturan Yasama, Yürütme, Yargı, bağımsız kuruluşlar, Kamu Hizmeti Komisyonu, Federal hükümetin yetkileri, Özgürlükler, Siyasi hak kullanımı, Kurucu devletlerin Federal hükümet ile ilişkileri, Federal polis gibi konularda büyük ölçüde uzlaşılmıştır.
Buna göre, Kıbrıs Türk tarafının etkin katılımı güvenceye bağlanmış olacak, Kıbrıs Türk tarafı tüm kararlarda söz sahibi olacaktır. Sistem iki toplumun ve iki kurucu devletin uzlaşısına dayalı şekilde çalışacaktır.
Tıkanıklık olması durumda ne yapılacağı da siyasi eşitliğe halel gelmeyecek şekilde belirlenmiştir.

KARAR ALMA KONULARINDA ÖNEMLİ ÖLÇÜDE UZLAŞI VAR
AB başlığında Birincil Hukuk meselesi; AB mevzuatından kalıcı ve/ veya geçici sapmalar gerekebilir. Bu sapmaların mahkeme yolu ile ortadan kaldırılmasını engellemek için söz konusu sapmaların, AB birincil hukuku içinde yer alması en güvenli yol olarak görülmektedir. Rum tarafı ise buna gerek olmadığını, protokol 10’un bu tip tedbirler için gerekli hukuki zemini sağladığını savunmaktadır.
Öte yandan karar alma, temsiliyet, AB mevzuatını iç hukuka aktarma yolları gibi konularda önemli ölçüde uzlaşı sağlanmıştır.
Ekonomi başlığında, doğrudan ve dolaylı vergilerin kim tarafından toplanacağı, vergi oranları, ekonomik yakınsamanın nasıl sağlanacağı, Merkez Bankası, yatırım bütçesi gibi konularda önemli fikir ayrılığı yoktur.
Mülkiyet başlığında liderler çerçeve anlaşmasına (27 Temmuz 2015) göre, ‘eski mülk sahipleri’ ve ‘mevcut kullanıcıların’ mülkiyet hakları, tazminat, takas ve iade yollarının biri veya birkaçının birlikte devreye konması ile çözülecektir. Bu konuda AİHM kararları vardır. Global takas mümkün değil, ancak mevcut kullanıcıları mağdur ederek çözüm üretmek de AİHM kararlarına aykırı olacaktır. Bu yüzden mevcut TMK sistemine uygun bir yapı oluşturulması gerekir.
Kimin tazminat, kimin iade alacağına ortak oluşturulmuş kriterlere bakarak mülkiyet komisyonu karar verecektir. Komisyonda eşit sayıda Türk ve Rum üye olacaktır.
Ekonomik gelişmeyi engellemeyecek, bireyleri karşı karşıya bırakmayacak, sosyal huzuru bozmayacak bir mülkiyet rejimi hedeflenmektedir.

TOPRAK DÜZENLEMESİ YAPILACAK
Toprak başlığı altında bir toprak düzenlemesi yapılacağı herkes tarafından kabul edilmektedir.
Konunun harita, yer ismi, oran gibi unsurlarının müzakerelerin en son aşamasında ele alınacağına dair geçmişten gelen mutabakat vardır.
Rum tarafı asgaride Annan haritası gerekir derken Türk tarafı o günden bugüne koşulların değiştiğini, yeni yatırımlar yapıldığını, yaşamlar oluştuğunu dolayısıyla zaman geçtikçe toprak düzenlemesi imkanının daraldığını savunuyor. Tartışma devam ediyor.
Güvenlik ve Garantiler başlığı: Garantiler uluslararası anlaşma konusudur. Sadece Kıbrıs’taki iki tarafın kendi aralarında karar verip uygulamaları mümkün değildir. Dolayısı ile garantörlerin de katılacağı bir ortamda görüşülmesi gerekir.
Yeni federal yapı, 1960’dan farklı olarak iki kurucu devletli bir yapı olacaktır. Garantiler de bu değişimi dikkate alarak düzenlenebilir. Bu noktada, önemli olan iki tarafın da kendini güvende hissetmesi olacaktır.”

İLK 4 BAŞLIK ARTIK KAPANMALI
CTP Genel Başkanı Talat, müzakerelerin ileri bir noktaya taşındığını ve 4 başlıkta halen bağlanmamış konular bulunduğunu, bunların arasında halen çözümü zor olarak görüleceklerin bulunduğunu ancak taraflar arasında bu konulardaki mesafenin, çözümü engelleyecek ölçüde olmadığını kaydetti.
Liderlerin Eylül ayının ilk yarısına kadar 7 toplantı gerçekleştireceğini ifade eden Talat, şunları söyledi:
“Bu toplantıların sürecin başarılı şekilde sonuçlandırılması için gerçek bir ümit olup olmadığını bize göstermesi beklenmektedir. Artık yapılması gereken bu 7 görüşmede ilk 4 başlığın, gerekirse başlıklar içi veya başlıklar arası makul al-verler ile kapatılmasını sağlamak ve geri kalan 2 ana başlığa detaylı şekilde geçmektir.

HÜKÜMET ÜLKEYİ ÇÖZÜME HAZIRLAMIYOR
Her iki tarafta da halkın çözüme hazırlanması şarttır. Hazırlanmanın teknik olduğu kadar sosyolojik ve psikolojik boyutları olduğu da unutulmamalıdır. Bu çabada liderlere olduğu kadar iki tarafın hükümet, siyasi partiler ve STÖ’lerine de önemli görevler düşmektedir.
Bu çerçevede KKTC’de AB uyum çalışmalarına hız vermek, bunların kapsam ve derinliğini geliştirmek hayati önem taşımaktadır. Hükümetin bu konuda ciddi bir çalışma içinde olduğunu ne yazık ki görmüyoruz.
Önümüzde ciddi çalışma gerektiren birçok konu vardır. Federal devlette görev alacak personelin nitelik ve nicelik olarak hazır hale getirilmesi acilen ele alınması gereken bir konudur.
Her iki tarafın eğitim sistemleri gözden geçirilmeli ve düşmanlığı değil yeni devlette işbirliği ve karşılıklı saygı çerçevesinde yaşamı destekleyecek bir anlayış hakim kılınmalıdır.
Bunlar gibi, bugünden alınması gereken tedbirler ve atılması gereken birçok adım bulunmaktadır.
Hükümetin muhtemel bir kapsamlı çözüme ülkeyi hazırlamak gibi ciddi bir sorumluluğu bulunmaktadır.”
Mehmet Ali Talat, ancak hükümetin bunu yapmak yerine “sürekli karşılıklı suçlama oyununa girdiğini, çözüm masasında ele alınan konularda uzlaşıyı dışlayan söylevleri tekrar ettiğini, iki toplumu yakınlaştıracak faaliyetleri desteklemek yerine bunları kısıtladığını” savundu.

KIBRIS SORUNU GÜNEYDEKİ SEÇİME KURBAN GİTMEMELİ
Masada konuşulması gereken konuları ön şartlar olarak sıralayarak çözüme hep kuşkuyla bakmak ve insanları çözümün tehlikeli olabileceğine yönlendirmenin kabul edilemez olduğuna da dikkat çeken Talat, “Türk tarafı bu zihniyetten bugüne dek yarar değil hep zarar görmüştür. CTP, Kıbrıslı Türklerin adamızdaki varlığını ve özgürce yaşamını Kıbrıs sorununun çözümünde görmektedir” dedi ve sürece olumlu katkı yapmaya devam edeceklerini vurguladı.
Talat, Kıbrıs sorununa artık bir nokta konması gerektiğini aksi halde sürecin Güneydeki seçim kampanyasına kurban gideceğini ifade ederek, müzakerelerde zamanın daraldığını, basın toplantısını da buna dikkat çekmek amacıyla düzenlediğini kaydetti.
Kıbrıs’ta 2016 yılı sonuna kadar çözümün şart haline geldiğini belirten Talat, “Çözüme ihtiyacımız ilkeseldir, uluslararası hukuk dışındayız ve bu hukuk içine girmek son derece önemlidir. Tek yolu da çözümdür” dedi.Hükümeti Kıbrıs müzakere süreci konusunda eleştiren Talat, görüşme masasında olan şeylerin ön şart olarak sunulmaması, bunu ne Rum tarafının ne de KKTC hükümetinin yapmaması gerektiğini belirterek, “Güzelyurt konusu ön şart edilmemeli, iki taraf da ön şart yaratamaz, yoksa sürece zarar verilir” uyarısında bulundu.

ÖZGÜRGÜN “HASBELKADER” BAŞBAKAN OLDU
Talat, Başbakan’ın müzakerelerle ilgili olarak Cumhurbaşkanı’na “ezik büzük barış dilenir pozisyonda” olduğu söyleminin doğru olmadığını, Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs Türk halkı adına seçilmiş bir lider olarak müzakereleri yürüttüğünü belirterek, Kıbrıs müzakerelerinde söz söyleme hakkının Cumhurbaşkanı’nda olduğunu, “Cumhurbaşkanı’na yönelik bu tip söylemlerin devlet adamlığı üslubuyla uyuşmadığını” kaydetti.
“Sayın Akıncı’yı savunacak değilim” diyen Talat, “Sayın Akıncı Kıbrıs müzakereleri ile ilgili tezleri ve söylemlerinden ötürü seçildi, ancak Özgürgün ‘hasbelkader’ Başbakan oldu, meşruiyet olarak temsil eden Cumhurbaşkanıdır, Başbakan değil” ifadelerini kullandı.

KIBRIS KONUSUNDA SÖZ SÖYLEME HAKKI CUMHURBAŞKANI’NDADIR
Talat, “Özgürgün Kıbrıs konusundaki tutumundan dolayı seçilmedi, azınlık hükümeti kurdu, Kıbrıs konusunda söz söyleme hakkı en başta sayın Cumhurbaşkanındadır. Devlet adamlığına uymayan bir üslupla hitap etmek doğru değildir” diye konuştu.
Talat, “2016 sonunda çözüm olmazsa bizi ne bekler” sorusu üzerine “çözüm başka bahara kalacak. Referandum 2017’de olabilir ama Müzakereler 2016’da sonuç vermeli. Aksi durumda bu süreç güneydeki seçimlerden sonraya kalacak bu da müzakerelere 2018’e kadar ara demektir. Bu benim değerlendirmemdir” dedi.
Rum lider Nikos Anasdasiadis’in devam etme niyetinde olduğunu düşündüğünü söyleyen Talat, “2016 yılında çözüm için umut var mı” sorusuna ise “Liderler 7 görüşme yapacak ve bunun sonunda durum netleşecek ama umutluyum” diye konuştu.

TÜRKİYE SÜRECE OLUMLU KATKI YAPACAK
Türkiye’nin sürece katkısı ile ilgili bir soru üzerine de Talat, Türkiye’nin son dönemde yaşadığı travmaya rağmen yaralarını saracağını ve sürece olumlu katkı yapacağına inandığını belirterek, “Türkiye’nin olumsuz gelişmelerle karşılaşması bizi de olumsuz etkiler. Türkiye’de darbe olsaydı çözüm imkansızlaşırdı. Türkiye’den aldığımız izlenim duruşun değişmediğidir” dedi.
Garantiler konusunun masada konuşulacak bir konu olduğunu da söyleyen Talat, bu konuda tarafların çıkışlarını doğru bulmadığını söyledi.

İDAM KONUSU BİR DALGADIR, GEÇECEKTİR
Türkiye’deki idam konusunun bir dalga olduğunu ve geçeceğine inandığını söyleyen Talat, idam kararı alınmasının sadece AB ile ilişkileri bozacağına çünkü hukukun geriye dönük çalışmadığını bunun mümkün olmadığını kaydetti.

ÖDÜN VERMEYİZ!
Talat, gazetecilere yönelik ithamları da şiddetle ret ederek, “Bu tutum asla kabul edilemez. Sözü edilen kişi demek ki Kıbrıslı Türkleri tanımadı, böyle şeylere ödün vermeyiz” dedi.

(TAK)