Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Kadın Örgütü, “Enerji Jeopolitiği ve Ekolojik Talan: Türkiye’den Doğu Akdeniz’e Ekopoilitik ve Hak Mücadeleleri” başlığıyla konferans düzenledi. KTÖS salonunda gerçekleşen etkinlikte bölgesel gelişmeler, enerji jeoplitiğindeki dengeler ve ekolojik yıkım kapsamlı bir şekilde ele alınarak tartışıldı. Etkinlikte Türkiye’de faaliyet gösteren Yeşil Sol Parti’nin milletvekilleri ve MYK üyeleri ile birlikte, konusunda uzman akademisyenler de konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye’de ve Doğu Akdeniz’de yaşanan ekolojik tahribatın, madencilikten nükleer projelere uzanan geniş bir çerçevede ele alındığı konferansın moderatörlüğünü CTP Kadın Örgütü başkanı ve Milletvekili Doğuş Derya yaptı.
Derya: Ekoloji mücadelesi sosyal adalet mücadelesinin merkezindedir
Doğuş Derya panelin açılışında yaptığı konuşmada bölgede yaşanan jeopolitik gelişmelerin, enerji politikalarının ve ekolojik yıkımın halkların yaşamı üzerindeki etkilerinin giderek arttığına dikkat çekti. Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelerin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekolojik ve toplumsal sonuçlar doğurduğunu belirten Derya, enerji savaşları, madencilik faaliyetleri ve doğal kaynaklar üzerindeki mücadelelerin halkların yaşam alanlarını tehdit ettiğini ifade etti. Ekoloji mücadelesinin tali bir konu olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Derya, “Ekoloji mücadelesi tam da sosyal adalet mücadelesinin merkezinde yer almaktadır” diyerek, konferansın bu konuların farklı boyutlarıyla tartışılmasına katkı sunmayı amaçladığını söyledi. Yaptığı konuşmada küresel iklim kriziyle ilgili önemli bir yere dikkat çekti. Özellikle kapitalizm ve sosyal medya dünyasının küresel iklim krizini bireysel bir sorunmuş gibi, bireysel bir suçluluk üreterek perdelediğini ifade eden Derya “Bugün buzulların erimesi bireysel hata değil şirketlerle ilgilidir” dedi ve küresel mücadelenin, sistemin deşifre edilerek yapılması gerektiğini vurguladı.
Balta: Bölgedeki gerilimlerin çözümü için “enerji demokrasisi” yaklaşımı gerekli
Panelde ilk konuşmacı olan Araştırmacı-Yazar, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Dr. Ecehan Balta “Doğu Akdeniz’de Kaynak Savaşları” başlıklı sunum yaptı. Ecehan Balta, yaptığı sunumda enerjinin kritik önemine dikkat çekerek Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetinin yalnızca doğal gaz ve petrol meselesi olmadığını belirtti. “Enerji, egemenlik, deniz yetki alanı, askeri varlık ve savaş, şirketlerin ve devletlerin pazarlık masaları, Avrupa’nın enerji güvenliği demek” şeklinde konuşan Balta, Kıbrıs’ın bölgedeki enerji denkleminin merkezinde yer aldığına da dikkat çekti. Balta, “Kıbrıs’ı konuştuğumuzda aslında iki doğal gaz boru hattı projesini konuşuyoruz; EastMed ve Türkiye’nin gündemindeki yeni hat” ifadelerini kullanırken, son dönemde yaşanan bölgesel gelişmelerin boru hatlarını yeniden gündeme taşıyabileceğine dikkat çekti. Özellikle sunumunda Doğu Akdeniz’deki enerji projelerinin ekolojik sonuçlarına da işaret eden Balta, fosil yakıt odaklı politikaların deniz yaşamı, biyoçeşitlilik ve kıyı ekosistemleri üzerinde ciddi tehditler yarattığını belirterek, bölgedeki gerilimlerin çözümü için “enerji demokrasisi” yaklaşımının gerekli olduğunun altını çizdi.
Göçer: Ekolojik yıkım yalnızca çevre meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun
Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Didem Göçer de “Talan Madenciliği ve Yeni Maden Yasaları” başlıklı sunum gerçekleştirdi. Didem Göçer, sunumunda madenciliğin tarih boyunca doğa ve toplum üzerinde ağır bedeller yarattığını vurgulayarak, “Ekstraktivizm doğanın ve emeğin gasp edilerek sermaye merkezlerine aktarılmasına dayalı, yaşam alanlarını mülksüzleştiren bir sömürü modelidir” dedi. Kıbrıs’ın da enerji ve doğal kaynak politikaları bağlamında benzer risklerle karşı karşıya olduğuna işaret eden Göçer, yeni maden yasalarının “sermayeye sınırsız kolaylıklar sağladığını” ve çevresel denetim mekanizmalarını etkisizleştirdiğine dikkat çekti. “Doğa yalnızca sermaye birikimi için bir ham madde deposu olarak görülüyor” diyen Göçer, ekolojik yıkımın yalnızca çevre meselesi değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir sorun olduğunu belirtti. Göçer, ekoloji mücadelesinin yalnızca çevreyi koruma eksenli değil, aynı zamanda toplumsal adalet mücadelesinin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirterek, köylülerin, işçilerin, kentlerde çevre kirliliğinden etkilenen yurttaşların ve farklı toplumsal kesimlerin ortak bir zeminde buluşmasının önemine dikkat çekti. Mücadelenin yerel ve parçalı direnişlerle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Göçer, doğa talanına yol açan ekonomik ve siyasi politikalara karşı uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi, üretimin ise şirket karı yerine toplumun ihtiyaçları ve kamusal yarar temelinde örgütlenmesi gerektiğini vurguladı.
Alyanak: Akkuyu Santrali saatte 1 milyon metreküp suyu 40 derece sıcaklıkta Akdeniz’e bırakacak
“Akkuyu Nükleer Santrali ve Kıbrıs” başlıklı sunum yapan Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Aykut Alyanak da konuşmasında, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yalnızca Türkiye’yi değil, Kıbrıs ve tüm Doğu Akdeniz’i ilgilendiren sınır aşan bir risk taşıdığına dikkat çekti. Çernobil ve Fukuşima örneklerini hatırlatan Alyanak, geçmişte yaşanan nükleer kazaların etkilerinin Kıbrıs’a kadar ulaştığını belirtti ve Akkuyu’nun da Kıbrıs’a yaklaşık 90 kilometre uzaklıkta bulunduğuna dikkat çekti. Alyanak, santralin yaratacağı tahribat ve çevresel etkilerine ilişkin değerlendirmesinde “Santral saatte yaklaşık 1 milyon metreküp deniz suyunu çekerek soğutma amacıyla kullanacak ve bu suyu 40 derece sıcaklıkta yeniden Akdeniz’e bırakacak” dedi. Bu durumun özellikle Akdeniz ekosistemi açısından ciddi sonuçlar doğuracağına dikkat çeken Alyanak, “Deniz çayırları 30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda yaşam mücadelesi veriyor. Yaklaşık 40 derecelik suyun denize deşarj edilmesi halinde deniz çayırları zarar görecek” ifadelerini kullandı. Deniz çayırlarının Akdeniz’in “ormanları” olarak nitelendirildiğini belirten Alyanak, bu alanların oksijen üretimi, suyun temizlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında kritik rol oynadığını kaydederek, “Balıkçılığın ve kıyı ekosistemlerinin zarar görmesi halinde bunun etkileri yalnızca Türkiye kıyılarıyla sınırlı kalmayacak, Kıbrıs da bundan doğrudan etkilenecek” dedi.
Asena: Kıbrıs çevresinde herkes doğal kaynaklar üzerinden rekabet ediyor
Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Ahmet Asena “Ekoloji ve Sol: Kaçınılmaz Birliktelik” başlıklı sunum yaptı. Sunumda, Kıbrıs’ın enerji, doğal kaynaklar ve çevre politikaları ekseninde yaşadığı tartışmaların yalnızca teknik ya da teknolojik çözümlerle ele alınamayacağını belirten Asena, “Ekolojik sorunları sadece filtreler, yeni teknolojiler ya da yasal düzenlemelerle çözebileceğimizi düşünmek bir hayaldir” dedi. Enerji talebinin ve doğal kaynaklar üzerindeki baskının kapitalist üretim anlayışından bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade eden Asena, “İnsan ile doğa arasındaki ilişki bozulduğu için bugün ekolojik krizlerle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon aramaları ve enerji rekabetine de değinen Asena, “Kıbrıs çevresinde herkes ‘burayı ben kazacağım, şu alan benim’ diyerek doğal kaynaklar üzerinden rekabet ediyor ancak kimse bunun yaratacağı ekolojik tahribatı düşünmüyor” değerlendirmesinde bulundu. Ekoloji mücadelesinin aynı zamanda demokrasi ve barış mücadelesi olduğunu vurgulayan Asena, “Kıbrıs’ta enerji meselesi sadece enerjinin nasıl üretileceği değil, nasıl planlanacağı sorusudur” diyerek, toplumun ihtiyaçlarını merkeze alan yeni bir ekonomik ve çevresel planlama anlayışına ihtiyaç olduğunu söyledi. Asena, ekolojinin sol siyasetin temel unsurlarından biri olması gerektiğini belirterek, “Ekoloji, solun arka sayfalarında yer alan bir konu değil, asli unsurlarından biri olmak zorundadır” dedi. Ekonomik planlamanın da ekolojik dengeler gözetilerek yapılması gerektiğini vurguladı.
Akın: İklim politikaları adı altında şirketlere yeni alanlar açılırken, gerçek iklim mücadelesi geri plana itiliyor
Son olarak DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın “COP31 Sürecinde İktidarın Politikası, Halkların İklim Zirvesi ve Meclis Çalışmalarımız” başlıklı sunum yaptı. İbrahim Akın sunumda, iklim krizine karşı mücadelede halkların ortak hareket etmesinin önemine dikkat çekerek, “Kıbrıs’ta, Türkiye’de, Yunanistan’da nerede olursa olsun bu mücadeleyi ortak yürütmemiz lazım” dedi. Türkiye’nin 2026 yılında ev sahipliği yapacağı COP31 sürecinin iktidar tarafından bir prestij projesi olarak kullanıldığını belirten Akın, “İklim politikaları adı altında şirketlere yeni alanlar açılırken, gerçek iklim mücadelesi geri plana itiliyor” ifadelerini kullandı. Kıbrıs’ın da Doğu Akdeniz’deki ekolojik ve iklim krizlerinden doğrudan etkilendiğini belirten Akın, COP31’e alternatif olarak düzenlenmesi planlanan “Halkların İklim Zirvesi”ne adanın her iki tarafından katılım hedeflediklerini söyleyerek, “Kıbrıs’ın iki yakasından, Türkiye’den ve bölge ülkelerinden insanların bir araya geleceği ortak bir mücadele zemini kurmak istiyoruz” dedi. Akın, fosil yakıt politikaları, madencilik faaliyetleri ve doğal kaynakların şirket çıkarları doğrultusunda kullanımına karşı toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Gerçek iklim politikaları ancak halkların baskısı ve ortak mücadelesiyle hayata geçirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.