Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak; yaklaşık 18 aydır İdari, Kamu ve Sağlık İşleri Komitesi’nde görüşülen Sağlık Hizmetleri Dairesi Yasası’nın, son anda yapılan siyasi müdahalelerle Genel Kurul gündeminden geri çekilmesini; halk sağlığını doğrudan ilgilendiren hayati bir tartışmanın bilinçli biçimde ötelenmesi ve siyasi rant uğruna halk sağlığının hiçe sayılması olarak değerlendiriyoruz.
Kamuoyuna yansıyan bilgiler, söz konusu geri çekilmenin temel gerekçesinin; KKTC’de Tıp ve Diş Hekimliğinde uzmanlık eğitimine girişte merkezi sınavın kaldırılmasına yönelik ısrar olduğunu göstermektedir. Bu mesele basit bir yöntem tartışması değildir. Uzmanlık eğitiminin niteliğini ve dolayısıyla toplumun sağlık güvenliğini doğrudan ilgilendiren hayati bir konudur. Hükümetin bu yöndeki tercihi, halk sağlığını ciddi biçimde riske atmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.
Uzmanlık eğitimi keyfiyete bırakılamaz
KKTC gibi hasta sayısı ve klinik çeşitliliği sınırlı, eğitim altyapısının ise son derece titiz planlama gerektirdiği küçük ülkelerde; Tıp ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi çok daha fazla bilimsel, denetlenebilir ve ölçülebilir kriterlere dayandırılmak zorundadır.
Merkezi sınav; adalet, şeffaflık ve liyakat açısından yalnızca bir ölçme aracı değil, nitelikli uzman yetiştirmenin temel kalite güvencesidir. Uzmanlık eğitimini merkezi ve bilimsel kriterlerden koparmaya yönelik her girişim, bugün olmasa bile yarın sağlık sisteminde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır.
Tıpta Uzmanlık Kurulu bağımsız olmak zorundadır
Oluşturulması gündemde olan Tıpta Uzmanlık Kurulu, siyasi etkiden arındırılmış, bağımsız ve bilimsel bir yapıda kurgulanmak zorundadır. Uzmanlık eğitiminin kaderi; hükümetlerin dönemsel tercihleriyle, siyasi hesaplarla ya da kişiye ve kuruma göre değişen uygulamalarla belirlenemez.
Bu ülkenin hekimlerini, diş hekimlerini ve geleceğin uzmanlarını ilgilendiren böylesine kritik bir süreç; şeffaflık, liyakat, bilimsellik ve kurumsal denetim ilkeleri temelinde yürütülmelidir.
Ne yazık ki hükümet ve Sağlık Bakanlığı, bu yasayı “biz yaptık oldu” anlayışıyla dayatmakta; sağlık meslek örgütlerinin, toplumun ve muhalefetin uyarılarını yok saymaktadır. Sağlık alanında baskıcı ve buyurgan tutumla yürütülen her düzenleme, halk sağlığını korumaz; halk sağlığını riske atar.
Bu yaklaşım, siyasi bir hata olmanın ötesinde; Kıbrıs Türk halkının sağlık hakkına karşı açık bir sorumluluk ihlalidir.
Bu nedenle Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin ve diğer sağlık örgütlerinin yaptığı ortak uyarılar son derece haklıdır. CTP, bu uyarıları toplum adına güçlü biçimde sahiplenmektedir.
CTP’nin çağrısı nettir:
- Merkezi sınavın kaldırılmasına yönelik tüm girişimler derhal durdurulmalıdır.
- Tıp ve Diş Hekimliğinde uzmanlık eğitimi; bilimsel kriterlere, denetlenebilir kalite ölçütlerine ve şeffaf bir sisteme bağlanmalıdır.
- Tıpta Uzmanlık Kurulu, siyasi etkiden tamamen arındırılmış bağımsız bir yapıda oluşturulmalıdır.
- Sağlık alanındaki tüm yasal düzenlemeler; meslek örgütleri ve paydaşlarla uzlaşı içinde, topluma hesap veren bir anlayışla hazırlanmalıdır.
Sağlıkta liyakatten vazgeçmenin bedeli ağır olur
Sağlık hizmetleri; keyfiyetin değil bilimin, siyasi rantın değil halk yararının konusu olmalıdır.
CTP olarak; halk sağlığını riske atan, uzmanlık eğitimini siyasallaştıran ve liyakat ilkesini zedeleyen hiçbir düzenlemenin yanında olmayacağız.
Gelinen noktada bu hükümetin, halk sağlığı da dâhil olmak üzere ülkenin en hayati alanlarında sergilediği dayatmacı, liyakatsiz ve sorumsuz yönetim anlayışı sürdürülemez hale gelmiştir. Topluma her geçen gün daha fazla zarar veren bu anlayışın ülkeye kaybettirecek tek bir günü dahi kalmamıştır.
Bu nedenle erken seçim kaçınılmazdır. Toplumun iradesini sandığa yansıtacak en erken tarihte seçime gidilmelidir.