‘Suçlama yarışı anlamsız’

YENİDÜZEN’e konuşan CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, iki toplumun ortak zenginliği olan ada etrafındaki doğal kaynakların iki toplum arasında ve bölgede gerginlik ihtimali haline dönüşmesinin bile “durumun sürdürülebilir olmadığını” gösterdiğini belirtti

“Yalnızca iki toplumun ortak zenginliği olan bir konunun iki toplum arasında ve bölgede gerginlik ihtimali haline dönüşmesi bile bu durumun sürdürülebilir olmadığının ve iki taraf açısından da kaybet-kaybet sonucu doğurduğunun görülebilmesi açısından yeterlidir.

“Tabii ki umudum ve dileğim büyük bir gerginlik yaşanmadan bu sürecin akıl yoluyla atlatılmasıdır”

“Tüm tarafların, BM’nin ve AB’nin orada bulunduğu bir ortamda hiç olmazsa bu sorunun gündeme getirilmesi ve gerginlik ihtimalinin ortadan kaldırılması CTP’nin Crans Montana’ya gitmeden önce önerdiği bir şeydi”

“Bu noktada suçlama yarışına girilmesi elbette anlamlı değildir. Bu, on yıllardır süren ama hiçbir tarafa hiçbir şey kazandırmayan bir yarıştır ve bunun artık fark edilmesi gerekir”

“Benim kanaatim, daha önce de söylediğim gibi, tüm Kıbrıslı Türkler’in ortak talebi olan, dünyanın tanıdığı, uluslararası hukukun ve topluluğun kabul ettiği ve Kıbrıslı Türkler’e diğer ülke vatandaşlarının sahip olduğu tüm hakları tanıyan bir çözüm vizyonu gerçekleşmeden hiçbirimizin “son noktayı koyma” olanağımızın bulunmadığıdır”

Ödül AŞIK ÜLKER
CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, iki toplumun ortak zenginliği olan ada etrafındaki doğal kaynakların iki toplum arasında ve bölgede gerginlik ihtimali haline dönüşmesinin bile durumun sürdürülebilir olmadığını gösterdiğini belirterek, “Tabii ki umudum ve dileğim büyük bir gerginlik yaşanmadan bu sürecin akıl yoluyla atlatılmasıdır”dedi.
Adada çözüm olmasa da, 2003 yılından beri karşılıklı gidiş gelişler olduğuna dikkat çeken Erhürman, “Yaşanacak herhangi bir gerginliğin bu topraklarda tek bir kişiye bile zarar vermemesi sorumluluğu tüm tarafların omuzlarındadır” dedi.
Erhürman, CTP’nin Crans Montana’ya gitmeden önce, tüm tarafların, BM’nin ve AB’nin bulunduğu bir ortamda doğal gaz konusunun gündeme getirilmesi ve gerginlik ihtimalinin ortadan kaldırılmasını önerdiğini vurgulayarak, kendisinin bildiği kadarıyla konunun Crans Montana’da gündeme gelmediğini söyledi.

“Anlaşmazlıklar maalesef giderilemedi”

Soru: Crans Montana’da inişli çıkışlı günler yaşandı ve sonuçta Kıbrıs Konferansı başarısızlıkla bitti. Siz de oradaydınız. Orada yaşananları kısaca değerlendirir misiniz? Sizce en büyük sıkıntı neydi?

Erhürman: Crans Montana’daki sürecin başlangıcında en büyük sıkıntı yöntemle ilgiliydi. Kıbrıs Türk tarafının uzun bir süreden beri savunduğu geriye kalan tüm konuların bir paket haline getirilip karşılıklı ilişki içerisinde müzakere edilmesi yöntemine karşı, Kıbrıs Rum tarafı önce güvenlik ve garantiler başlığında açık ilerleme sağlanması, diğer konulara daha sonra geçilmesi ısrarını sürdürdü. Bu sıkıntı Genel Sekreter’in sürece dahil olmasına kadar sürdü. Genel Sekreter’in Crans Montana’ya ilk gelişinde bu sıkıntı aşıldı. Genel Sekreter hem paket yöntemi konusunda iki tarafı ikna etti, hem de paketin içerisinde yer alacak konuların sınırlarını çizdi. Genel Sekreter’in ayrılmasının ardından ikinci sıkıntı ortaya çıktı. İki taraf paket önerilerini BM’ye sundular. Türk tarafının önerisi BM tarafından tatmin edici bulunmasa da Genel Sekreter’in çizdiği sınırlar içinde değerlendirilirken, Rum tarafının paket önerisinin sınırların içinde olmadığı BM yetkililerince tespit edildi. Nitekim Rum tarafı, Genel Sekreter’in ikinci gelişinden hemen bir gün önce yeni bir öneri sundu. Bu yeni öneride, çok sınırlı da olsa Kıbrıs Rum tarafının bazı konularda açılımlar yaptığı görüldü. Bunun ardından Genel Sekreter ikinci kez Crans Montana’ya geldi ve sonuçsuz kapanan o uzun gün yaşandı. Genel Sekreter’in gece yarısı yaptığı açıklamada da söylediği gibi, birden çok başlıkta uzlaşmazlıklar aşılamadı. Toprakta da, garantilerde de, anlaşmanın birincil hukuk kapsamında olup olmayacağı konusunda da, mülkiyette de, yönetim ve güç paylaşımı konusunda da tarafların birbirlerine ne kadar yakınlaşabilecekleri açık bir biçimde görülmesine karşın anlaşmazlıklar maalesef giderilemedi.

“Tek gerçekçi formül”

Soru: Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu konferansın başarısız olmasının ardından “Bu sonuç BM iyi niyet misyonu parametreleri içerisinde bir çözümün imkansızlığını ortaya koymuştur. Artık bunda ısrar etmenin anlamı yoktur. Ada’da ve bölgemizde istikrarın artarak devamı önemlidir. Farklı parametrelerle bu soruna çözüm bulunması için çabalarımızı sürdüreceğiz” dedi. Bu ne anlama geliyor?

Erhürman: Parametrelerden ne anlaşıldığı son derece önemli. Bizim BM parametrelerinden anladığımız, temelde Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitlik temelinde bir federasyon olacağıdır. Bu parametreler BM Güvenlik Konseyi’nin birçok kararında belirtildiği gibi, Eroğlu-Anastasiadis ortak açıklamasında da açık bir biçimde belirtilmiştir. Kıbrıs’ın iki yanında yapılan çalışmalar defalarca göstermiştir ki bu formül iki tarafın da birinci tercihi değildir ama iki tarafta da en iyi ikinci tercih olarak görülmektedir. Kaldı ki BM Güvenlik Konseyi bu yöndeki kararlarını değiştirmedikçe, bu anlamdaki parametrelerin de değişmesi mümkün görünmemektedir ve uluslararası konjonktürde bunların kısa zamanda değişebileceğine dair herhangi bir işaret yoktur. Dolayısıyla bu durum, bugün hala Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili tek gerçekçi formülün, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federasyon olduğunu göstermektedir. Ama parametrelerden kasıt bu çerçeve içindeki pozisyonların değişmesi ise, bunlar elbette değişebilir çünkü bilindiği gibi müzakerelerin esası her konuda anlaşmaya varılmadıkça hiçbir konuda anlaşmaya varılmamış sayılacağıdır.

“Suçlama yarışına girilmesi anlamlı değil”

Soru: Konferans sonrasında Türkiye ile Rum kesimi arasında karşılıklı bir suçlama yarışı olduğunu görüyoruz. Rum tarafının Türkiye’yi hedef alması onu muhatap aldığı anlamına gelir mi? Rum tarafı bunu hep istiyordu, bu nedenle bu durum Rum tarafı açısından başarı sayılır mı?

Erhürman: Sizin de dediğiniz gibi Kıbrıs Rum tarafının resmi pozisyonunda Kıbrıs Türk tarafını değil Türkiye’yi muhatap alma çabası her zaman görülmüştür. Ancak herkes de biliyor ki müzakereler BM şemsiyesi altında iki toplum lideri arasında yapılmaktadır ve yukarıda sözünü ettiğimiz parametrelerin değişmesi ne derece zorsa, bu zeminin değişmesi de o derece zordur. Bu noktada suçlama yarışına girilmesi elbette anlamlı değildir. Bu, on yıllardır süren ama hiçbir tarafa hiçbir şey kazandırmayan bir yarıştır ve bunun artık fark edilmesi gerekir.

“Tüm gözlemciler açılımların daha çok Türk tarafından geldiği noktasında hemfikir”

Soru: Kıbrıs Konferansı’nda AB heyetinin içerisinde yer aldığı belirtilen AB Kıbrıs Sorununun Çözümünü Destekleme Birimi Şefi Danimarkalı KjartanBjornsson, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, zirvenin başarısız olmasından Kıbrıs Rum tarafını sorumlu tuttu. Bunun önemi nedir?

Erhürman: Sayın Guterres’in geçtiğimiz hafta içerisinde basına yansıyan rapor taslağına bakıldığında, kendisinin dengeli bir tutumu tercih ettiği ve taraflardan hiçbirine sorumluluk yükleme noktasında olmadığı görülüyor. Bu noktada önemli olan bu süreçte hangi tarafın kendi maksimalist/açılış pozisyonlarından ne kadar uzaklaşıp diğer tarafa ne kadar yaklaştığıdır. Tabii ki bu, önerilerin tatmin edici olup olmaması tartışması değildir, ama müzakere masasında kimin daha yapıcı ve istekli olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bence tüm gözlemciler bu yöndeki açılımların daha çok Türk tarafından geldiği noktasında hemfikirdir. Ama bu fikir birliği herhangi bir somut sonuç doğuracak mı, onu uluslararası konjonktürdeki şekillenmeler ve bu konuda gösterilen çabalar belirleyecektir.

“Dileğim büyük bir gerginlik yaşanmadan bu sürecin akıl yoluyla atlatılması”

Soru: 11’inci parselde sondaj başladı. Fransa da gemilerini bölgeye gönderdi. Türkiye izlemeye aldı, bölge gerildi. Crans Montana’da bu konu hiç gündeme gelmedi mi? Bu süreçte bu çalışmaların nasıl etkisi olur, ne gibi gelişmeler yaşanabilir?

Erhürman: Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki, yalnızca iki toplumun ortak zenginliği olan bir konunun iki toplum arasında ve bölgede gerginlik ihtimali haline dönüşmesi bile bu durumun sürdürülebilir olmadığının ve iki taraf açısından da kaybet-kaybet sonucu doğurduğunun görülebilmesi açısından yeterlidir. Tabii ki umudum ve dileğim büyük bir gerginlik yaşanmadan bu sürecin akıl yoluyla atlatılmasıdır. Hep söylediğimiz gibi, hiç kimse unutmamalıdır ki bugün adada çözüm olmasa da, 2003 yılından beri karşılıklı gidiş gelişler vardır ve yaşanacak herhangi bir gerginliğin bu topraklarda tek bir kişiye bile zarar vermemesi sorumluluğu tüm tarafların omuzlarındadır.Benim bilebildiğim kadarıyla bu konu Crans Montana’da gündeme gelmedi. Tüm tarafların, BM’nin ve AB’nin orada bulunduğu bir ortamda hiç olmazsa bu sorunun gündeme getirilmesi ve gerginlik ihtimalinin ortadan kaldırılması CTP’ninCrans Montana’ya gitmeden önce önerdiği bir şeydi. Ama bu yönde bir girişim bilebildiğim kadarıyla maalesef gündeme gelmedi.

“Kıbrıs Türk halkının bence tamamı, ‘çözüm’ denildiğinde…”

Soru: Cumhurbaşkanlığı’nda bir bilgilendirme toplantısı yapıldı, siz de katıldınız. CTP olarak tek gerçekçi çözümün karşılıklı kabul edilebilir, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm olduğunu söylüyorsunuz. TDP de BM parametrelerinde bir çözümden yana ancak UBP ve DP artık BM parametrelerinde çözüm olamayacağını kaydediyor. Bu durumda Kıbrıslı Türk siyasi partilerin yol haritası hakkında ortak bir noktada buluşması mümkün mü?

Erhürman: Bizim bu konudaki pozisyonumuz net. Kaldı ki Eroğlu-Anatasiadis ortak açıklaması da tüm siyasi partilerin isteyerek veya istemeyerek onay verdiği bir metindi ve bizim pozisyonumuz doğrultusundaydı. Bu noktadan sonra başka siyasi partiler için durum değişir mi, onu ben bilemiyorum. Ama bilinmesi gereken bir şey var: Kıbrıs Türk halkının bence tamamı, “çözüm” denildiğinde, dünyanın tanıdığı, uluslararası hukukun ve topluluğun kabul ettiği ve Kıbrıslı Türklere diğer ülke vatandaşlarının sahip olduğu tüm hakları tanıyan bir yapıdan söz ediyor. Bu adanın geleceğiyle ilgili, “çözüm” ile ilgili bir vizyon ortaya konulacaksa, bu vizyonun bu sonuçları doğurmaya gerçekçi bir biçimde aday olması gerekir. “İki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayanan federasyon ihtimali ölmüştür” diyen birileri varsa, bunun yerine en azından aynı derecede gerçekçi bir vizyon koymaları gerekir. Federasyon çerçevesinde üzerinde anlaşmaya varılamamış ve zor konular bulunduğu açık. Ama unutulmamalıdır ki, gündeme getirilmeye çalışılan iki devletli veya konfederal çözüm vizyonları hiçbir şekilde müzakere edilmemiş önerilerdir. Bu önerilerin gerçekçi hale gelebilmesi için öncelikle BM Güvenlik Konseyi’nin tavır değiştirmesi, ardından da bu konularda müzakere başlatılması gerekir ki bu durumda da özellikle toprak ve mülkiyet gibi konularda federasyonla ilgili müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafının savunduğu noktanın daha gerisinde noktalara gelinmesi gerekeceği öngörülebilir. Bizim açımızdan önemli olan, halkımızın geleceği ve üzerinde ortaklaştığını düşündüğümüz, dünyanın tanıdığı, uluslararası hukukun ve topluluğun kabul ettiği ve Kıbrıslı Türklere diğer ülke vatandaşlarının sahip olduğu tüm hakları tanıyan bir çözümdür. Bu yöndeki en gerçekçi formül hala federasyon formülüdür.

“Son noktayı koyma olanağımız yok”

Soru: Cumhurbaşkanı Akıncı, daha önceleri “bu bizim neslin son denemesiydi” derken, son yaptığı açıklamada “son noktayı koymadım” dedi. Bunu nasıl yorumlamak gerekir?
Erhürman: Benim kanaatim, daha önce de söylediğim gibi, tüm Kıbrıslı Türkler’in ortak talebi olan, dünyanın tanıdığı, uluslararası hukukun ve topluluğun kabul ettiği ve Kıbrıslı Türkler’e diğer ülke vatandaşlarının sahip olduğu tüm hakları tanıyan bir çözüm vizyonu gerçekleşmeden hiçbirimizin “son noktayı koyma” olanağımızın bulunmadığıdır. O nedenle Sayın Cumhurbaşkanı’nın son yaptığı açıklamada belirttiği pozisyonu desteklediğimi söylemem gerekiyor.

“Belli girişimler olabilir”

Soru: BM Genel Sekreteri Guterres liderlerden sonuçları değerlendirme ve olası yol haritası konusunda düşünmelerini istedi. Anastasiades’e eleştiriler de var. Anastasiades bir yandan müzakerelere başlama çağrısı yaparken, diğer taraftan AB müktesebatının kuzeyde uygulanması konusunda çalışan komitenin çalışmalarının askıya alınması için talepte bulunuyor. Güney’de başkanlık seçimleri var. Seçim öncesinde görüşmelerin başlama olasılığı var mıdır?

Erhürman: Güney’de artık seçim hazırlıklarının hızlandığı bir döneme giriyoruz. Bu dönemde de belli girişimler olabilir elbette. Veya, benim açımdan çok küçük bir ihtimal olsa da, Sayın Anastasiadis şu anda birçok gözlemcinin iddia ettiği şeyi, yani bu koşullarda şartların kendi lehine olmadığını fark edip daha yapıcı bir tavır içerisine girmeyi tercih edebilir. Bunları bize zaman gösterecek. Şu anda bu konularda konuşmak spekülasyondan öte bir anlam taşımıyor. Ama şunu da söylemem gerekiyor ki, maksimalist pozisyonlarla yapılan “müzakerelere başlama çağrısı” seçime ve iç politikaya yönelik pozisyon oluşturma çabasından başka bir şey değildir. Bu arada, bir yandan sözde “müzakerelere başlama çağrısı” yapılan bir anda, kuzeyde AB müktesebatının uygulanmasıyla ilgili AB ad hoc komitesinin çalışmalarını durdurma girişimi de yapıcı bir tutum içinde olunmadığının çok açık bir göstergesidir.

“Yürürken sakız çiğnemeyi becereceğiz”

Soru: Seçim döneminde çözüm adına ne gibi adımlar atılabilir? Bu süreçte CTP olarak ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Erhürman: Her şeyden önce müzakere sürecine, yani çözüm arayışlarına ara verilmiş olmasının barışı inşa çabalarına da ara verilmesini asla gerektirmediğini söylemeliyim. Bu dönemde iki toplum arasındaki ilişkilerin zarar görmemesi ve geliştirilmesi için çabaların aralıksız bir biçimde sürdürülmesi ve özellikle güven yaratıcı önlemler konusunda daha girişken olunması gerekmektedir. Durum ne olursa olsun, bu adada artık çok kültürlü bir yaşam vardır ve bunun bir sorun olarak değil bir zenginlik olarak yaşanabilmesi için herkese görev düşmektedir. Tüm bunların yanında asla unutmamak gerekir ki, çözüm çabalarına ya da müzakere sürecine ara verilmiş olması hayata da ara verildiği anlamına gelmez. Hayat, adanın genelinde de, kuzeyde de, güneyde de devam ediyor. Birçok nesil sahip olabileceği olanaklara sahip olamadan en verimli çağlarını tamamladı veya bu dünyadan göçtü. Şu andaki ve gelecekteki nesillere aynı şeyi yapma hakkımız yok. Biz hep aynı noktayı vurguluyoruz, yürürken sakız çiğnemeyi becereceğiz. Bir yandan bir an önce çözüm için çalışacağız, ama diğer yandan da ülkemizde üreteceğimiz, ürettiklerimizi adil biçimde paylaşacağımız, bir halk olarak haysiyetimizi koruyacağımız, hak ettiği kamu hizmetlerinin halkımıza sunulduğu bir düzenin yaratılması için gece gündüz uğraşacağız. Bu arada güven yaratıcı önlemlerin hayata geçmesi ve adamızdaki çok kültürlü yapıya uygun bir ortamın yaratılması için çabalarımıza ve girişimlerimize aralıksız devam edeceğiz. Çözüm çabalarına ara verilmesi bizim için asla barışı inşa çabalarına da ara verileceği anlamına gelmez. Bugünkü ve gelecek kuşakların bizden çok daha iyi koşullarda yaşamaları için verdiğimiz mücadelede “ara” söz konusu olmadığı gibi, umutsuzluk ve yılgınlık gibi lükslere de yer yoktur.

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi (http://www.yeniduzen.com/suclama-yarisi-anlamsiz-91961h.htm)